Sigarayı her yaktığımda yaptığım gibi, gözümün ilişebildiği diğer balkonlarda ya da pencerelerde benimle aynı şeyi yapan birileri var mı diye baktım. Hiç tanınmayan yandaşlar arama dürtüsü… Ve her yapılışında bulamamanın hüznü. Çoğunlukla öğleden sonralarının başarısız girişimleri. Akşam illa ki biri olurdu, ya da gece. Bu yüzdendir ki öğle sigaralarını hiç sevmem. Ama bugün başka.
Tek kişilik penceremin karşısındaki binada (gerektiği anlarda zor da olsa iki kişilik olabilme özelliği vardı) birisi balkona çıktı. Mutfak balkonuydu bu. Çıktığı gibi erzak dolabının yanına çömelip telefonunu yüzünden iki karış uzakta tutarak birisiyle görüntülü konuştu. Konuşmaları çok kısa sürdü. Bu kadar çabuk ne konuşmuşlardı ki? Sigara da olabildiğince hızlı bitti. Sarı saçlı kadın apar topar söndürüp içeri girdi. Bu kısa süreli eşlikçilik tatmin etmedi beni.
O girdikten hemen sonra cins bir kedi çıktı balkona. Ben ikinciyi yakarken o da nefeslenmeye koyuldu ikinci katta. Neyse ki düşerse ölmezdi. Yüksekliği hesap etmenin hasar tahmininden daha iyi bir yolu yoktur; tabii ne olur ne olmaz taşlarınız yoksa.
Kedi içeri gitti. Yalnız kaldım.
Geçen gece yaşını anlayamadığım bir adamla içmiştik. Sigaranın alevlenen turuncu ucu yüzünü saniyelik aydınlattıysa da hiçbir şey göremedim. Yalnız cılız, anlık bir ışık. Göz göze gelelim istedim. Gelmedik. Hep olan oldu, içeriye benden önce girdi.
Bir keresinde sabah beşte, kimsenin onu görmeyeceğine emin olduğu bir dede tüttürdü balkonda. Keşke görmeseydim. Çünkü ben de inşallah görülmezdim o zaman ve ben görülmemiştim.


Bir yanıt yazın